Eğitim Jolien Janzing’le Atta üzerine: Taş devri’nden bugüne bir cesaret hikâyesi Jolien Janzing, Atta ile Taş Devri’nden bugüne uzanan bir cesaret, adalet ve önyargılarla yüzleşme hikâyesi kuruyor; merkezine ise kendi yolunu çizmeye çalışan güçlü bir kız çocuğunu yerleştiriyor. Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Bazı hikâyeler yazılmadan önce uzun süre bekler; sessizce demlenir, zamanını kollar. Belçikalı yazar Jolien Janzing’in ilk çocuk kitabı Atta da böyle bir bekleyişin ürünü. Charlotte Brontë ve Audrey Hepburn gibi ilham verici kadınları merkeze alan tarihî romanlarıyla tanıdığımız Janzing, bu kez rotasını çocuk edebiyatına çeviriyor ve bizi Taş Devri’nde geçen, cesur bir kız çocuğunun kendi sesini bulma mücadelesine davet ediyor. 13 Aralık 2025’te Belçika’da gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Janzing’le, Atta’nın doğuşunu, kız çocukları için taşıdığı anlamı, önyargılar ve liderlik üzerine kurduğu dünyayı, tarih ile kurgu arasındaki dengeyi ve çocuklar için yazmanın inceliklerini konuştuk. “Ben özünde bir hikâye anlatıcısıyım” Jolien Janzing, yetişkinlere yönelik tarihî romanlardan çocuk edebiyatına geçişini ani bir yön değişikliği olarak görmüyor. Ona göre belirleyici olan yaş grubu değil, hikâyenin kendisi: “Ben özünde bir hikâye anlatıcısıyım. Anlattığım hikâyenin çocuklara mı yoksa yetişkinlere mi hitap ettiği benim için ikinci planda. Çocuklarım küçükken onlar için çok hikâye yazardım. Taş Devri’nde geçen bir kurgu da uzun süredir aklımdaydı ve bunun bir çocuk hikâyesi olması gerektiğini hissediyordum. Hatta Atta’nın adı bile yıllardır zihnimdeydi.” Bu nedenle Atta , yazara göre sonradan verilmiş bir kararın değil, uzun zamandır için için varlığını sürdüren bir hikâyenin doğal sonucu. Atta: Kendi yolunu çizen bir kız çocuğu Romanın merkezinde, erkek egemen bir düzende kendine yer açmaya çalışan, inatçı, cesur ve boyun eğmeyen bir kız çocuğu var. Janzing, Atta’yı özellikle kız çocukları için ilham verici bir figür olarak kurduğunu açıkça söylüyor: “Yazarken temel motivasyonlarımdan biri kadınları ve kız çocuklarını cesaretlendirmek. Onlara korkmadan, alışılmadık olsa bile kendi yollarını çizmeleri gerektiğini hissettirmek istiyorum. Atta da tam olarak bunu temsil ediyor.” Bu yönüyle kitap, tarihöncesi bir dönemde geçse de yalnızca geçmişe bakmıyor; bugünün dünyasına da güçlü bir biçimde temas ediyor. Janzing’e göre Atta bugün yaşasa, yine benzer önyargılarla karşılaşacaktı: “Aslında bütün kitaplarım bir şekilde bugünü anlatıyor. Ama Atta’da bu çok daha görünür. Ne yazık ki kız çocuklarına dair kalıplaşmış yargılar hâlâ sürüyor.” Kahramanlık gündelik hayatın içinde saklı Atta’nın bir kahraman mı yoksa rol model mi olduğu sorusuna Janzing’in yanıtı net: ikisi de. Ancak onun kahramanlık anlayışı destansı anlatılardan çok, çocukların gündelik hayatta gösterdiği dirence ve cesarete dayanıyor: “Bence birçok çocuk, ne kadar kahramanca davrandığının farkında değil. Ailesine destek olmaya çalışan, kardeşinin sorumluluğunu üstlenen ya da zorbalığa uğrayan bir arkadaşını savunan çocuklar gerçek kahramanlardır.” Yazar, yetişkinlerin çocukları çoğu zaman küçümsediğini; oysa çocuklarda çok canlı ve güçlü bir adalet duygusu bulunduğunu vurguluyor. Atta’nın gücü de biraz buradan geliyor: doğru bildiği şey için ayağa kalkma cesaretinden. Güç, liderlik ve Dottie’nin karanlık aynası Kitabın dikkat çeken unsurlarından biri de Neander klanındaki hiyerarşik yapı. Özellikle Dottie karakteri, otorite ve liderlik üzerine düşünmeye alan açıyor. Janzing, burada tarihsel gerçeklikten çok bir liderlik eleştirisi kurduğunu söylüyor: “Dottie’yi özellikle kadın olarak kurguladım. Çünkü ‘erkekler kötü, kadınlar iyidir’ gibi basit bir karşıtlık istemedim. Bencillik ya da kötülük cinsiyetle ilgili değil. Atta, Dottie’ye bakarak nasıl bir lider olunmaması gerektiğini öğreniyor.” Bu karşıtlığın önemli bir tamamlayıcısı ise Udal. Dottie’nin zayıflık olarak gördüğü duyarlılık, sanatla ilişki ve başka türden bir zekâ, zamanla gerçek gücün işareti hâline geliyor